Beşiktaş Taraftar Topluluğu

Beşiktaş Hakkında Tüm Bilgiler

Tunç Soyer: Babam Türk ordusunun şerefli bir subayıdır 12 Şubat 2019

CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer, gazeteci Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu TV programına konuk oldu.

Adaylık süreci ile ilgili sorulara ve ailesine yapılan eleştirilere yanıt veren Soyer’in konuşmasından satır başları şöyle;

“2-3 GÜN ÖNCESİNE KADAR HİSSETTİRMEDİLER”

“Açıklandığı gün öğrendim. Öncesinde hiçbir netlik yoktu. Asla böyle bir şey söylenmedi. Son ana kadar 1-2 öncesine kadar hissettirilmedi bile. Örgütlerden sorumlu olan genel başkan yardımcımız var. Onlar ilçelerden, illerden gelen adayları kategorize ediyorlar ve onları MYK’ya getiriyorlar. Bu isimler konuşuluyor,tartışılıyor, arkasından bu isimler Parti Meclisine geliyor. Öncelikle Oğuz Kaan Salıcı hazırlıyor.”

“DEMOKRATİK BİR SEÇİM DİYEBİLİRİZ”

“Anketler yapıldı, kamuoyu yoklamaları yapıldı. Çok titiz bir çalışma sürdürüldü. En son Parti Meclisi’nde bu isimler onaya sunuldu. Çok anket yapıldı. Farklı bölgelerde yapıldı. Bütün bunlar sentez aşamasına gelindi. Bu çok demokratik bir yöntemdi. Tabii ki ön seçim en demokratik yöntem. Ama başka birtakım etkenler nedeniyle her şeyiyle en demokratik bir seçim olduğunu söyleyebiliriz. 19 saat süren tartışmalar yaşandı. Bunlar çok sağlıklı şeyler aslında.”

“MERKEZİ SİYASETTEKİLER DEĞİL DE YEREL YÖNETİCİLER ÖNE ÇIKTI”

“Heyetler halinde ilçeler, iller, defalarca gidildi. Birileri gönderildi. Birileri için destek talep edildi. Bütün bunlar çok şeffaf,berrak biçimde adayların çıkmasına yol açtı. Muhtemelen böyle bir eğilim açıldı. Kentlerinde başarılı olmuş yerel yöneticiler tercih edildi. Merkez siyasette yol almış isimler değil de yerel siyasette başarısı, performansı ortaya konmuş adaylar üzerinde yoğunlaşıldı. Muhtemelen bu belirleyici sebep oldu.”

“İZMİR’LE İLGİLİ FİKİRLERİMİ, HAYALLERİMİ ORTAYA KOYDUM”

“Son ana kadar, 2 gün öncesine kadar kimse bana ‘Sen bizim belediye başkanımız olacaksın’ demedi. Sayın Genel Başkanımız da söylemedi. Birden çok kez bir araya geldik. Ben İzmir’le ilgili fikirlerimi, hayallerimi, vizyonumu ortaya koydum. Kendisi de katkıda bulundu. Ama adaylık noktasına gelince ne ben kendisine sordum, ne de bana söyledi.”

“AZİZ BAŞKAN BELKİ DE BİR BAŞKA İSMİ ÖNGÖRMÜŞ OLABİLİR”

“Beklemediğimiz bir şeydi, Aziz Bey’in açıklaması. Başka bir zaman ‘ben aday olmayacağım’ demişti. Bunu da anlamaya çalışıyorum. Sonuç olarak Aziz Başkan kendi yerine başka birisini öngörmüş olabilir. Bunu kendisine sormak daha doğru olur. Muhtemelen Aziz Bey, bir başka ismin aday olması gerektiğini düşünüyordu. Çok net söyleyeyim, Aziz Bey’le bizim aramızda 10 yıllık süreçte hiçbir tartışma, hiçbir küskünlük, bir kaş kalkması yaşamadık. Aziz Başkan 30 ilçenin bağlı olduğu bir büyük şehir belediye başkanı. Belki onlardan belki dışarıdan birinin layık olduğunu düşünmüş olabilir. Başka tercihleri olabilir. Bunu gerçekten ona sormak daha doğru olur. Beni hangi gerekçeyle istememiş olabileceğini bilmiyorum.”

“10 YIL İÇİNDE AZİZ BAŞKANLA HİÇBİR SORUN YAŞAMADIK”

“Mevzuat gereği biz büyükşehir belediyesine çok bağlıyız. Bizim zaten Büyükşehir’e saygıda kusur etmemiz söz konusu değil. Ayrıca parti sorumlulukları gereği de öyle bir saygımız var. Aziz Başkan her hâlükârda bizim büyüğümüz. 10 yıl içinde hiçbir sorun yaşamadık. İzmir çantada keklik değil. Sandık bu. Ne kadar anket yaparsanız yapın, sonunda insanlar sandığa oylarını atacaklar. Kim bilir o güne kadar ne gelişmeler yaşanacak memlekette.”

“BABAM TÜRK ORDUSUNUN ŞEREFLİ BİR SUBAYIDIR”

“Ben 10 yıllık başkanlığım döneminde bir kez babamla ilgili cümle kurdum. O da 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde bir şey hatırladım. Babam Fethullah Gülen’in hapse atılmasıyla ilgili kararı veren hakimdir. Bu benim için gurur vesilesidir. Bunu paylaşmak istedim. Babamla ilgili, geçmişte yaptıklarıyla ilgili hiçbir cümle kurmadım. Babam Türk ordusunun şerefli bir subayıdır. Dedem Kuvayı Milliye’nin kahramanıdır. Onlarla gurur duyuyorum. Darbeye karşıyız tabii ki. Demokrasi tabii ki sonuna kadar sahip çıkmamız gereken bir şey. 10 yıldır belediye başkanıyım ama bu tartışmalar büyükşehir belediye başkanı olunca bu tartışmalar gündeme getirildi.”

“İNSANLAR, ‘ÇAMUR BANA DA BULAŞIR’ DİYE SİYASETE GİRMİYOR”

“Ne yazık ki siyaset zemin böyle net yürümüyor. İyi temiz donanımlı insanlar biraz da bu yüzden siyasete soğuk duruyorlar. Ben siyasete girersem bu çirkinlik, bu çamur, bu kirlilik benim de üzerime yapışır diye düşünüyorlar, haklıdırlar. Ama Platon ‘siyasete uzak duracak kadar akıllı olan insanlar sonunda aptal insanlar tarafından yönetilir’ demiş. Gerçekten insanların siyasete girmesi lazım.”

“BİZ SEFERİHİSAR’DA, MHP’YLE GRUP TOPLANTILARI YAPIYORUZ”

“2014 yılında ben belediye başkanı seçildiğimde ortada şöyle bir tablo vardı. AK Partili ve CHP’li meclis üyeleri seçilmişlerdi. Mesela MHP’li meclis üyesi yoktu.Seferihisar’da yüzde 10’un üzerinde MHP oyu vardır. Biz bir davet yaptık MHP’ye. Dedik ki, ‘Siz Seferihisar’da belediye meclisinde temsil edilmiyorsunuz. O nedenle gelin sizinle her ay grup toplantısı yapalım”.Biz yıllardır MHP ile toplantı yapıyoruz. Bizim demokrasi anlayışımız böyle bir anlayış. O gün yaşanan acıların, karanlık günler tabii ki tartışılsın.”

“DARBELER MEMLEKETE KÖTÜLLÜKTÜR”

“Kesinlikle darbelerin bu memleketi geriye götürdüğüne inanıyorum. Demokrasi en güzel yaşam biçimi.Bunu korumak, sahip çıkmak durumundayız. Hayatımızın kalitesi önce demokrasiye bağlı olmaktan geçiyor. Çok net olarak söylüyorum: Darbeler nereden gelirse gelsin, bu memlekete yapılmış büyük kötülüktür.”

“BABAM HUKUKÇU VE DEVLET MEMURUYDU, HUKUKU KORUDU”

“12 Eylül’le ilgili hiç iyi şeyler düşünmüyorum. Bunun savunulur yanı yok. Benim babam askeri savcı, devlet memuru ve bir asker. O hiyerarşi içinde önüne gelen davanın gereğini yapmak zorunda. Bu bazen MHP’ye, bazen Dev-Genç’e, bazen TÖBDER’, rahmetli Ecevit’e.. Babam bir devlet memuru, hukukçu. O günün koşullarında hukuku korumak için elinden geleni yaptığını biliyorum.”

“SAYIN CİNDORUK VE SAYIN BAYKAL BANA BABAMI ANLATTI”

“Geçen Hüsamettin Cindoruk beni aradı. “Babanı bana sorsunlar. Ben onun ne kadar iyi olduğunu biliyorum” dedi. Sayın Baykal’ı ziyaret ettim. Benzer şeyleri söyledi. Ben demokrat bir insanım, demokrasiye aşkla inanan bir insanım. Nasıl ülkücülerle, MHP’lilerle her ay toplanıyorsam demokratlığıma daha nasıl örnek verebilirim size bilmiyorum.”

“12 EYLÜL DÖNEMİNİN NERESİNİ SAVUNACAKSINIZ Kİ…”

“O dönem karanlık dönem. Neresini savunacaksınız. Babamla konuşurduk. Uğur Mumcu’yla yaptıkları bir kitap var 12 Eylül adaleti üzerine. Bende o donem ve demokrat ve görevini yapan birisi olarak bir algısı var bende babamın.”

İYİ PARTİ İLE İTTİFAK

“Ben özellikle yerel siyasette çok daha geniş ittifaklar kurulması gerektiğini düşünüyorum. Yerel siyasetin merkezi siyasetten çok önemli farkı, ayrıştırıcı değil, kucaklaştırıcı olması gerektiğini düşünüyorum. İYİ Parti ittifakının mutlaka iyi olacağını düşünüyorum.”

“İYİ Parti yöneticilerin ittifak ruhuna uygun, vicdanen sahip çıktıklarını görüyorum. İYİ Parti’yle bir çok ilçede kuvvetli. Birlikte çalışacağız. Merkezi siyasetin ayrıştırdığı sonuçları bir tarafa bırakmak zorundayız. Bir parkta aydınlatma yok diyelim. O parktaki insanların hangi partide olursa olsun hepsi birlikte etkileniyorlar. İnsanlar zaten ona bakıp, bakmadığınıza göre size oy verirler.”

“MİHRİBAN TÜRKÜSÜYLE HERKESİN YÜREĞİNDE BİR ŞEYLER TİTREDİ”

“Ben bizi ayrıştıran sebeplerden çok daha fazla buluşturan sebepler olduğunu düşünüyorum. Siyasi argümanlarla ortaya çıkan kutuplar, ayrışmalar. Bunların hiçbirini doğru bulmuyorum. Bundan birkaç sene önceydi. Bir konser vardı. Sahnedeki sanatçı Mihriban türküsünü söyledi. Dönüp seyreden insanlara baktım, herkesin yüreğinin şurasından bir şey aktığını gördüm. Bu kıymetli bir şey. O izleyenler arasında AK Partili, MHP, CHP’li herkesin şurasında bir şey titredi.”

“TÜRKİYE’YE BUZ KİTLESİ YAKLAŞIYOR BİZ BAŞKA ŞEYE BAKIYORUZ”

“Türkiye çok ciddi bir ekonomik krizin peşinde. Devasa bir buz kitlesinin size yaklaşmakta olduğunu göz önüne getirin. Biz buz kitlesinin en üstündeki kısımla ilgileniyoruz. Dolar ne kadar indi, Euro ne kadar çıktı? Ama o kütle yaklaşmaya devam ediyor. Siz bunu beka diye çözemezsiniz. Bizim gelecek başarı hikayesine ihtiyacımız var. Bu da siyasi ayrışmaları bir tarafa bırakarak, kucaklaşmayı becererek olur. Bunun yapılacağı yer yereldir en güzel yer de İzmir’dir.”

“ŞU ANDAKİ SİSTEM BİZİ DEMOKRASİDEN UZAKLAŞTIRIYOR”

“Sistem tartışması her daim olacak. Hayatın akışını geri çeviremezsiniz. Otoriteyi merkezleştirdikçe demokrasiden uzaklaşıyorsunuz. Demokrasi hepimizin nefes alması, refahın anahtarı aslında. Demokrasi yoksa belki büyürsünüz ama Çin gibi büyürsünüz. Demokrasiyle kalkınmak zorundayız. Daha çok işler hale getirmek durumundayız. Sistem bizi demokrasiden uzaklaştırıyor. Demokrasi katılımcılıktır, şeffaflıktır, yerelde birlikte yaşamayı becermek ve oradan daha farklı sesi kendini ifade etmesidir.”

“DEMOKRASİDEN UZAKLAŞIRSANIZ HUKUKTAN DA UZAKLAŞIRSINIZ”

“Cumhurbaşkanlığı sistemi otoritenin giderek merkezileştirdiği, giderek Cumhurbaşkanının iki dudağı arasında kararların aldığı bir sisteme gidiyor. Ben sistemle ilgili konuşuyorum. Eğer hukukun üstünden uzaklaşırsanız, demokrasiden uzaklaşırsanız eğitimin kalitesiyle ilgili bir sorun yaşamaya başlarsınız. Hukukun üstünlüğüne dayanmak zorundasınız. Bunlar fırsat eşitliğini, adaleti getirir. O nedenle demokrasinin vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum.”

“MARDİNLİ ARKADAŞIM MEMLEKETİNE GİDİNCE ‘İZMİRLİYİM’ DİYOR”

“İzmir Akdeniz çanağında ticaret hacminin yüzde 30’unu tek başına yapan bir kentmiş. İzmir liman kenti olmak nedeniyle farklı kültürlerin bir arada yaşamasını mümkün kılmış. İzmir bir yürektir. Kan kaybediyor ama sonuçta o yürek hem Doğu’ya hem Batı’ya değerleri pompalamaya devam ediyor. İzmir bir arada yaşama kültürü geliştirmiştir. İzmir’de herkes İzmirlidir. Benim Mardinli arkadaşım memleketine gittiğinde ‘İzmirliyim’ diyor.”

“İZMİRLİ CUMHURİYET’İN DEĞERLERİNDEN HAYAT BULUYOR”

“İzmir bir arada yaşamanın güzelliğini keşfeden bir yer. İzmir herkesi sarıp sarmalıyor. İzmir’i değerleri savunucusu olduğu için CHP’ye oy veriyor. Cumhuriyet, cumhuriyetin erdemleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün erdemleri, değerleri. Bundan aslında hayat buluyor. İzmirli her şeyden önce bu yaşam kültürünün sürdürülmesinin, güvence altında tutmak istiyor.”

._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yorum yok Tunç Soyer: Babam Türk ordusunun şerefli bir subayıdır

Milyonlar harcandı şimdi evsiz ve alkoliklerin mekanı oldu 10 Şubat 2019

ÇATI ÇÖKTÜ BİNA TERK EDİLDİ

Konevi Kültür Merkezi, 2016 aralık ayında yoğun kar nedeniyle çökmüş. Yaklaşık 2 yıldır tadilatı yapılması beklenen kültür merkezi, bir süre sonra kullanıma tamamen kapatılmıştı. Yaka Caddesi üzerindeki kültür merkezi, zamanla kimliği belirsiz kişilerce de yağmalanması sonucu kullanılamaz hale gelerek evsiz ve alkoliklerin mekanı oldu.

resim6_7371278

ÇEVRESİNDE ÇOK SAYIDA OKUL VAR

Çevresinde 15’e yakın okulun bulunduğu kültür merkezi artık vatandaşları da tedirgin etmeye başladı. Çevresinde, ilk ve ortaokulun yanı sıra gençlik merkezi ve kolejlerin bulunduğu kültür merkezi öğrencilerin yol güzergâhında olması nedeniyle de velileri tedirgin ediyor.

resim3_7371280

“UYUŞTURUCU MERKEZİ OLDU”

Kültür merkezinin uyuşturucu kullananların da meskeni haline geldiğini söyleyen mahalle sakinlerinden Mehmet Ünal, “Çatı kar kütlesine dayanamadı. Yıllar önce çatısı çöktü. Hemen onarıma geçselerdi bir şey yoktu. Meram Belediyesi değerli eşyalarını topladı gitti. Sordum belediye çalışanlarına ‘değerli eşyaları kurtarıyoruz’ dediler. Onlar bir gitti, eline çekici baltayı alan geldi. Duvarları bile söktüler. Artık buradan geçerken dikkat ediyoruz, burası ne yazık ki gençlerin uyuşturucu merkezi oldu” ifadelerini kullandı.

resim4_7371276

BİR KARAR VERİLMESİ BEKLENİYOR

Edinilen bilgiye göre, 12 yıl boyunca tiyatrodan konferansa, düğün merasimlerinden birçok etkinliğe hizmet veren Konevi Kültür Merkezi’nin yüzde 50’si Meram Belediyesi’nde, diğer hakları da kayyum atanan bir şirkette bulunuyor. Mülk için, kayyum ve belediye yetkililerinin bir karar vererek yıkım işlemlerinin başlatılması bekleniyor.

resim1_7371281
resim2_7371282

._sms-container { width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container p { font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container:before { display: inline-block; vertical-align: middle; content: “29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yorum yok Milyonlar harcandı şimdi evsiz ve alkoliklerin mekanı oldu

Sedat Ergin: ”Sözcü gazetesi de FETÖ’cülükle suçlanınca…” 2 Şubat 2019

İşte Sedat Ergin’in bugün “Sözcü gazetesi de FETÖ’cülükle suçlanınca” başlığıyla kaleme aldığı yazısı;

İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Sözcü gazetesinin yöneticileri Metin Yılmaz, Mustafa Çetin, Yücel Arı ile yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru’yu hakkında FETÖ’yü desteklemekle suçlayan bir iddianame hazırlamasının yankıları kolay kolay geçeceğe benzemiyor.

Bu soruşturmanın kayda değer bir sonucu, önümüzdeki dönemde sanık durumundaki meslektaşlarımızın yargılanma sürecine paralel bir şekilde, Türkiye’de FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelenin inandırıcılığı konusunda canlı bir tartışmayı kamuoyunun gözünde canlı tutacak olmasıdır.

*

Son zamanlarda FETÖ ile özdeşleşmiş bazı önemli şahsiyetlerin birbiri ardına adli süreçlerde aklandıkları bir sırada bu örgüt karşısında mücadeleleriyle temayüz etmiş gazetecilerin FETÖ’cülükle suçlanması yargı cephesinde ayrımcı bir uygulamanın varlığına da işaret ediyor.

Bu çelişkiyi Sözcü gazetesi iddianamesinde görmek mümkün. Örneğin, Zaman gazetesinden örgütün “resmi yayın organı” şeklinde söz ediliyor metinde. Sözcü’ye getirilen suçlamalardan biri, 17-25 Aralık soruşturmalarıyla ilgili haberlerin sunuş şeklinin örgütle bağı olan gazetelerle “birebir örtüşmesidir”. Zaman gazetesi ‘sunuşun örtüşmesi’ delaletiyle başka gazeteleri suçlamakta bir referans olarak kullanılırken, bu gazetenin en üst düzeyde yönetiminden sorumlu şahsiyetler için takipsizlik verilmesi başka nasıl izah edilebilir?

*

Bir köşe yazısının sınırları içine toplam 61 sayfa tutan bu iddianamenin detaylı bir analizini sığdırabilecek durumda değiliz. Ancak genel bir gözlem olarak şunu belirtebiliriz. Özellikle 17-25 Aralık 2013 sonrasında ortalığa yayılan muhtelif soruşturma dosyalarının içeriklerinin (ayakkabı kutuları gibi) bu gazete tarafından haberleştirilmesi ve köşe yazılarına konu edilmiş olması iddianamedeki ana suçlama eksenini oluşturuyor.

Bu içeriğin çoğu o günlerde muhalefet partileri tarafından sıkça seslendirilmiş, basında yazılmış, sosyal medyada yaygın bir şekilde paylaşılarak, kamuoyunda tartışılmış ve sonuçta o dönem itibarıyla ülkenin bir numaralı gündem maddesi olmuştur.

*

Bu iddianameyi değerlendirirken, öncelikle şu noktanın altını çizmemiz gerekiyor. İddianamede Sözcü yöneticileri ve yazarlarına “Silahlı Terör Örgütü İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek-İsteyerek Yardım Etmek” suçlaması yöneltiliyor.

Savcılık makamı, bunu yaparken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Örgüt içinde hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılır” şeklindeki 220’nci maddesinin 7’nci fıkrasından hareket ediyor. Bu çerçevede önce TCK’nın 314’üncü maddesi 2’nci fıkrası uyarınca 5 yıldan 10 yıla hapis cezası, daha sonra Terörle Mücadele Kanunu 5’inci maddesi üzerinden bunun ‘yarıya kadar arttırılması’ talep ediliyor.

Sorunlardan biri bu noktada karşımıza çıkıyor. Çünkü bu yayınların yapıldığı tarihte Gülenci yapı yargı tarafından terör örgütü olarak nitelendirilmiş değildir. Gülenciler hakkında birinci derece bir mahkemede ‘terör örgütü’ kimliğine hükmedilmesi 2016 yılıdır. Bu, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16 Haziran 2016 tarihli kararıdır. Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’nin bir başka dosyada FETÖ/PDY’yi ‘terör örgütü’ olarak kayda geçiren kararı da 18 Temmuz 2017 tarihlidir.

*

Hukukunun evrensel bir ilkesi “suçun geriye yürümezliği”dir. Anayasa’nın 38’inci maddesi de çok açık bir ifadeyle “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” hükmünü taşıyor. Dolayısıyla, 2014 ve 2015’te yayımlanan yazılar için 2017 yılında şekillenen bir Yargıtay içtihadının çizdiği çerçevenin esas alınması hukuken sorunludur. Gazeteciler, o tarihte bir terör örgütünün varlığından haberdar değildi.

Kaldı ki, bazı önemli AK Parti şahsiyetlerinin ‘Gülenciler’in bir terör örgütü olduğuna kanaat getirip nedamet getirmeleri de FETÖ/PDY’nin 251 vatandaşımızın ölümüne yol açtığı kanlı 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kimi AK Parti şahsiyetlerine gösterilen hoşgörünün Sözcü’den esirgenmesi adil görünmüyor.

Sözcü iddianamesi, her bakımdan FETÖ ile mücadeleye zarar verme potansiyelini taşıyor. Burada kaygı yaratan bir durum, FETÖ gibi 15 Temmuz’da Türkiye’nin varlığına kastetmiş bir kriminal örgütle mücadelenin bir ulusal mutabakat üzerinden yürütülmesi ihtiyacının üzerine gölge düşmesidir.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yorum yok Sedat Ergin: ”Sözcü gazetesi de FETÖ’cülükle suçlanınca…”

Aranan PKK şüphelisi yakalandı 30 Aralık 2018

İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hakkında yakalama kararı bulunan M.A.İ.’nin Aşağı Sürmeli Mahallesi’nde olduğu bilgisine ulaştı.

İLGİLİ HABERTunceli'de terör örgütü PKK'ya darbeTunceli'de terör örgütü PKK'ya darbe

Savcılık kararıyla mahalledeki bir adrese baskın yapan ekipler, M.A.İ.’yi gözaltına alarak sorgulamak üzere karakola götürdü.  DHA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yorum yok Aranan PKK şüphelisi yakalandı

Darbenin kilit isminden albaya tehdit 24 Aralık 2018

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimini Akıncı Üssü’nden yöneten sivil imam Kemal Batmaz, duruşma düzenini bozduğu için kendisini uyaran cezaevinin güvenliğinden sorumlu albayı, “Size sadece şunu söylüyorum, harekete geçtiğimde ne olacağını göreceksin, görüşeceğiz.” diyerek tehdit etti.

Sözde imam Batmaz’ın tehditlerinin yanı sıra, istediği zaman diğer sanıkları harekete geçirerek duruşmanın düzenini bozacağına ilişkin ifadeleri, jandarma görevlilerince tutanağa geçirildi.

Adli makamlara gönderilen tutanağa göre, Batmaz, Akıncı Üssü’ndeki eylemlere ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince görülmesine devem edilen davanın, 14 Aralık’taki duruşmasında gösterilen yere oturmayı reddetti.

Duruşma salonunun arka tarafına geçmek isteyen Batmaz, sanık sayısının fazla olması nedeniyle söz konusu yerde boş sandalye olmadığını söyleyen görevlilere, “Keyfi muamele yapıyorsunuz, ben burada oturacağım.” diye bağırdı.

Duruşma görevlisi jandarma, Batmaz’a, duruşmanın düzenini bozmaması ve gösterilen yere oturması uyarısını tekrarladı.

Davanın diğer sanıkları da Batmaz’ı uyaran görevlilere bağırarak, fiili müdahalede bulunmak istedi.

Duruşma salonlarının güvenliğinden sorumlu Ankara İl Jandarma Komutan Yardımcısı Albay Tarık Hekimoğlu’nun müdahalesiyle gerginlik yatıştırıldı.

“Harekete geçtiğimde ne olacağını göreceksin” tehdidi

Albay Hekimoğlu, duruşmanın sonunda, mahkemenin düzenini ve güvenliğini bozacak provokasyonlardan kaçınması için Batmaz’ı uyardı.

Batmaz da kendisine yasaları hatırlatan Albay Hekimoğlu’na yüksek sesle “Ben kurallara uyuyorum ancak her şeyime karışıyorsunuz. Provokasyon böyle olmaz, ben provokasyon yaptığımda salonda neler olacak, göreceksin.” karşılığını verdi.

Albay Hekimoğlu’nun “Ne olacak?” sorusu üzerine Batmaz, “Size sadece şunu söylüyorum, harekete geçtiğimde ne olacağını göreceksin, görüşeceğiz.” diye tehditte bulundu.

Batmaz’ın tehditleri ve istediği zaman diğer sanıkları harekete geçirebileceğine ilişkin ifadeleri hakkında, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca adli, Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları Müdürlüğünce de idari işlem başlatıldı.

Yorum yok Darbenin kilit isminden albaya tehdit
Etiketler:,
Kategori: Güncel

Son dakika… Uyuşturucu tacirlerine büyük darbe! 20 Aralık 2018

AYRINTILAR GELİYOR…

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yorum yok Son dakika… Uyuşturucu tacirlerine büyük darbe!

Rehineleri “canlı kalkan” yapmışlar

Dava dosyasına giren bilirkişi raporu ve görüntülere  göre, darbe girişiminin başarısız olduğunu anlayan darbeciler, olay akşamı rehin  aldıkları nöbetçi heyetinden yaklaşık 50 subay ve astsubay ile çok sayıda er ve  erbaşı polisle çatışmaya girdikleri garaj katına indirerek canlı kalkan yaptı.

Polisin operasyonu karşısında duramayan darbeciler, helikopterle tahliye olmak  için Jandarma Genel Komutanlığının 11’inci katına çıktı ancak polisin mukavemeti  sonucu iniş yapamayan helikopter, darbecileri alamadan olay yerinden uzaklaştı.
alcaklar-aa-2

Jandarma Genel  Komutanlığındaki eylemlere ilişkin davanın görüldüğü  Ankara 23. Ağır Ceza  Mahkemesine gönderilen olay gününe ait güvenlik kamera  görüntüleri ve bilirkişi raporu, dava dosyasının delilleri arasına girdi.

Görüntü ve bilirkişi raporuna göre, ihanet  girişiminin ilk saatlerinde darbeciler kendilerinden olmayan nöbetçi heyetindeki  yaklaşık 50 subay ve astsubay ile çok sayıda er ve erbaşı rehin aldı.
alcaklar-aa-3
Darbe girişiminin başarısız olduğunun anlaşılması üzerine karargahın  üç farklı toplantı salonunda alıkonulan askerler, sanık eski yarbay Yusuf Köz’ün  komutasındaki silahlı darbeciler tarafından polisle çatışmanın yaşandığı zemin  katına götürüldü.

Sabah saatlerinde özel hareket polislerinin karargaha operasyon  düzenlemesiyle panik yaşayan darbecilerden bazıları, elleri arkadan kelepçeli,  gözleri bağlı rehineleri bırakar olay yerinden kaçtı.                Bilirkişi raporu ve iddianamedeki bilgilere göre, polisin operasyonu  karşısında duramayan darbeciler, helikopterle tahliye olmak için Jandarma Genel  Komutanlığının 11’inci katına çıktı.
alcaklar-aa-4

Polisin mukavemeti sonucu karargahın çatısına iniş yapamayan  helikopter, darbecileri alamadan olay yerinden uzaklaştı.

Bu gelişmeden sonra darbe eylemlerini yöneten subayların da arasında  bulunduğu darbecilerin polise teslim olduğu anlar kameraya yansırken, zemin katta  kalan diğer darbecilerin ise rehin tutulan askerlerin arasına karıştıkları  bilgisi raporda yer aldı.

AA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #f3f3f3; border-radius: 10px; display: flex; padding: 6px 15px; align-items: center; margin: 30px 0; border: solid 1px #eee; } ._sms-container:before{ display: inline-block; vertical-align: middle; content:”29BF”; font-size: 24px; color: #ff4136; margin-top: -4px; margin-right: 10px; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; color: #ff4136; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Yorum yok Rehineleri “canlı kalkan” yapmışlar

Brunson’ın ‘bölücü’ faaliyetleri gerekçeli kararda! 5 Kasım 2018

Davaya ilişkin kararını 12 Ekim’de veren İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 124 sayfalık gerekçeli kararın yazımını da tamamladı. Gerekçeli kararda Brunson’ın “kazan kazan” prensibiyle hareket ederek Fetullahçı Terör Örgütü’nden (FETÖ) yardım aldığı ve bu örgütle iş birliği içerisinde olduğun, örgütün hiyerarşisinde bulunmadığı ancak örgüte yardım ettiği kaydedildi.

BRUNSON’IN 15 TEMMUZ SONRASI MESAJLARI

Brunson’ın, aralarında FETÖ’nün sözde eski Ege Bölgesi imamı ve firari Bekir Baz ve yardımcısı Murat Safa’nın da bulunduğu çok sayıda örgüt mensubuyla bağlantısına işaret edilen kararda, sanığın 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin hemen ardından 21 Temmuz’da “General Dan” diye yazdığı, “Bir süreden beridir Türkleri sarsacak bazı olayları bekliyorduk” ifadesinin yer aldığı mesajında darbe girişimine ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunduğu hatırlatılarak “Söz konusu mesaj içeriğinde yer alan bazı hususların sanığın 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü ile ilgili düşüncelerini ve bu bakış açısının FETÖ ile paralelliğini ortaya koyması bakımından altının çizilmesinde mahkememizce fayda mülahaza edilmiştir.” denildi.

İLGİLİ HABERBrunson gitti hesaplarda dolar biriktiBrunson gitti hesaplarda dolar birikti

Sanığın aynı mesajda “Ve darbe sonrası tasfiye, tek adam yönetimine doğru ivme, bu da başka bir sarsıntı” değerlendirmesinde bulunduğu vurgulanan kararda, şu ifadelere yer verildi:

“Sanığın, darbe sonrası devletin bütün siyasi organları, kendi içindeki terör hücrelerine karşı gelen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet kuvvetleri, yargı organları ve diğer kamu, kurum ve kuruluşları ile topyekûn ortaya koymuş olduğu tedbirleri tasfiye olarak nitelemesi bir yana demokratik bir sistemde halkın büyük çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş bir hükümete ve dahası tüm siyasi aktörleri içerisinde bulunduran ve bütün Türk milletini temsil eden TBMM’ye karşı gerçekleştirilmiş bir darbe girişiminin başarısızlığından ortaya çıkan sonucu ‘tek adam’ yönetimine doğru bir hız kazanma olarak değerlendirildiği her türlü izahtan yoksundur.”

İLGİLİ HABERBrunson davasında savcıdan flaş hamle!Brunson davasında savcıdan flaş hamle!

“Dua” kod adlı gizli tanık ile açık kimlikleriyle tanık olanların, Brunson’ın görev yaptığı Diriliş Kilisesi’nde Kürt kökenli Suriye veya Türkiye vatandaşlarından oluşan ayrı bir cemaatin bulunduğu, Mesih’in Kürdi veya Kürt kilisesi olarak anılan kiliseleri kontrol ettiğine yönelik ifadelerine yer verilen kararda, sanığın, bu etnisiteye dayalı ayrımcılığı besleyerek YPG/PKK gibi örgütlere yardım sayılabilecek faaliyetler içerisinde bulunduğu değerlendirmesi yapıldı.

“TÜRKİYE’Yİ KATİL DEVLET OLARAK TANIMLADIĞI”

Buna ilişkin bazı tanıkların ifadesine de yer verilen gerekçeli kararda, Diriliş Kilisesi’nde Kürt kökenli cemaatin lideri konumuna getirilen Suriyeli Muhammed Ahmad’in ayinlerde, Türkiye’yi katil devlet olarak tanımladığı, PKK ve YPG’nin terör örgütü olmadıklarını, bunları desteklenmeleri gerektiği konusunun Brunson tarafından bilindiğinin altı çizilirken, sanığın, “Kürt halkının Türkiye’de ezilen halk olduğu, Kürt halkından ziyade PKK’nın özgürlük mücadelesi verdiğini ve buna destek verilmesi gerektiğine” dair konuşmalar yaptığına dikkat çekildi.

KİLİSEDEKİ “BÖLÜCÜ” FAALİYETLER GEREKÇELİ KARARDA

Brunson öncülüğünde kurulan Kürt Kilisesi’nin Suriyeli mültecilerin “dil bilmezlik” sorununu aşmak için oluşturulmuş bir pratikten daha fazla anlam taşıdığına vurgu yapılan gerekçeli kararda, şunlar kaydedildi:

“(Brunson’ın kontrolündeki kilise kastedilerek) YPG/PKK terör örgütleri özgürlük savaşçıları olarak tanıtılmaktadır. Türkiye’nin milli misak ile belirlenen sınırları içerisinde kalan topraklarının en azından bir kısmını Kürdistan olarak kabul eden anlayışı kilise katılanlarına empoze edilmiştir. Halkların kendi kaderlerini tayin etme haklarının bulunduğu şeklindeki evrensel söylemlerin popülist çekiciliği kullanılarak açık açık bu örgütlerin desteklenmesi gerektiğinin dillendirildiği kabul edilmiştir.”

İLGİLİ HABERRahip Brunson özel uçakla Türkiye'den ayrıldıRahip Brunson özel uçakla Türkiye'den ayrıldı

Yazılan gerekçeli kararda, sanığın bunu düşünce açıklamasından öteye taşıyarak dile getirdiği bu düşüncesini hayata geçirmek için terör sorununun yoğunlaştığı bir bölgede adeta siyasi bir aktör gibi Kürt yöneticilerle temas kurduğu kaydedildi.

DİNİ ÖĞRETİLERİ AŞAN GAYELER

Sanığın bölgeden kilisesine sevk edilen bir etnik kitleyi misyonerlik adı altında eğitime aldığı belirtilen kararda, “Geldikleri yerde bu örgütün (YPG/PKK) zulmüne uğramış bazı Suriyeli mültecilerin dahi kilisede PKK terör örgütüne verilen destekten rahatsızlık duyarak kilisedeki toplantılara katılmaktan vazgeçtikleri anlaşılmıştır. Böyle siyasi bir mülahazanın egemen olduğu kilisede sanığın ve destek verdiği kişilerin dini öğreticiliğini aşan gayelerinin olduğu, tıpkı FETÖ ile olduğu gibi ‘kazan kazan’ prensibi ile PKK terör örgütü ve uzantıları ile girdiği iletişim ve etkileşim içinde bu örgütlere yardım ettiği kabul edilmiştir.”

İddianamede Brunson’a isnat edilen “Siyasal ve askeri casusluk” suçlamasına ilişkin yeterli delil bulunmadığını belirtilen kararda, “Sonuç olarak sanık hakkında, ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ eylemi nedeniyle, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220/6 maddesi delaletiyle, TCK’nin 314/2. maddesi uyarınca ve ‘Siyasi veya askeri casusluk’ eylemi nedeniyle TCK’nin 328/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de yukarıda ayrıntıları ve delilleri ile birlikte tartışılan eylemleri bütünün TCK’nin 220/7 maddesinde düzenlenmiş bulunan, ‘Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek’ suçunu oluşturacağı kanaatine varılmıştır.” ifadeleri yer aldı.

Önce 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Brunson’ın bu cezasının TCK’nin 220/7 maddesinin son cümlesi uyarınca yarı oranında indirime gidilerek 2 yıl 6 aya çekildiği ancak Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) ilgili maddesi gereğince bunun 3 yıl 9 aya yükseltildiği vurgulanan kararda, sanığın, yargılama sırasında gözlenen olumlu tutum ve davranışlarının da göz önünde bulundurularak cezanın 3 yıl 1 ay 15 güne düşürüldüğü belirtildi.

Kararda ayrıca Brunson hakkında 28 Temmuz 2018’de verilen “Konutunu terk etmekten yasaklanması” ve “Yurt dışına çıkmaktan yasaklanması” gibi adli kontrol tedbirlerinin hükümle kaldırıldığı da yer aldı. Terör örgütleri FETÖ ile PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıla kadar hapis cezası istenen Amerikalı din adamı Andrew Craig Brunson, 12 Ekim’de görülen karar duruşmasında 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası almış, hakkındaki adli kontrol hükümleri kaldırılarak serbest bırakılmıştı. AA

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Yorum yok Brunson’ın ‘bölücü’ faaliyetleri gerekçeli kararda!

Nazlı Ilıcak’tan ‘Bülent Arınç’lı temyiz başvurusu 1 Kasım 2018

Nazlı Ilıcak’ın cebir ve şiddet unsuru içeren bir faaliyetinin bulunmadığı da vurgulanarak ‘’Hakkındaki deliller gazetecilik faaliyetinden ibarettir. Basın Kanunu’na göre bile suç oluşturmamaktadır” denildi ve şu görüşlere yer verildi:

ÖZ İLE RÖPORTAJ SAVUNMASI

“Darbe suçunu işlemek için, örgüt üyesi olmak gerekir, buna karşın davanın iddianamesinde Ilıcak’ın örgüt üyesi olmadığı açıkça belirtilmiştir. Yargıtay’ın örgüt üyeliği için koyduğu kıstasların hiçbiri Ilıcak’a uymadığı gibi, Zekeriya Öz ile yaptığı röportaj sırasında da Öz, o tarihte terör örgütü üyesi olarak bilinmemektedir. Serbest dolaşmakta ve Ali Ağaoğlu’nun Dubai seyahatini finanse ettiği iddiasıyla açıkta bulunmaktadır. Zekeriya Öz röportajı bir gazetecilik faaliyetidir. Çekilen fotoğraf da, röportajı değişik bir pozla süsleme amacını taşımaktadır”

CEMAATİN KRİMİNAL YÜZÜ

Temyiz dilekçesinde, Ilıcak’ın attığı bazı tweetler nedeniyle de darbe suçlamasıyla karşı karşıya kaldığı anımsatıldı. 15 Temmuz öncesinde Gülen cemaatinin bir terör örgütü olduğunun “Genel kabul” olmadığı savunulan dilekçede, AKP’li eski Bakan Bülent Arınç’ın “Cemaate terör örgütü diyorlardı da inanmıyordum. 15 Temmuz sonrası anladım” sözlerine de yer verilerek, Ilıcak’ın “Cemaatin kriminal yüzünü, birçok kimse gibi 15 Temmuz sonrası gördüğü” savunuldu.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Yorum yok Nazlı Ilıcak’tan ‘Bülent Arınç’lı temyiz başvurusu

Yargıya format atıldı 17 Ekim 2018

İstanbul Barosu, 41 bin 400 avukatıyla dünyanın en büyük ve en etkin baroları arasında. Baroda önümüzdeki hafta sonu ise başkanlık seçimi var. İkisi kadın 10 avukatın yarışacağı seçimde, İstanbul Barosu’nun mevcut başkanı Mehmet Durakoğlu da yeniden aday… Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan ikinci kez seçime girecek olan Durakoğlu’nun başkanlık dönemi oldukça zordu. Görevi devraldıktan üç ay sonra, 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. Ardından da olağanüstü hal (OHAL) süreci… “İstanbul Barosu biat etmez, rica ve minnetle iş yapmaz” diyen Durakoğlu, yargının geldiği noktayı anlatırken çarpıcı tespitlerde bulundu.

‘YARGI DİBE VURMUŞTU’

– Başkanlıkta iki yıl nasıl geçti?

15 Temmuz’dan 3 ay sonra göreve geldim. Görev süremin büyük kısmı OHAL’le geçti. OHAL açık biçimde özgürlükler düzeninden uzaklaşılmasını ifade eder. Yargıç ve savcıların üçte biri görevden azledildi. Dörtte biri de hapse atıldı. Bu büyük bir depremdi. Yargı sarsılmış ve dibe vurmuştu. Böyle bir dönem içinde adalet arayan unsurlardan biriydik. Türkiye’de yargı siyasal stratejilerin parçası olarak kullanılıyor. Çok fazla siyasi davanın yaşandığı bir süreç. Biz, siyasal iktidarın yargı üzerinde oluşturmaya çalıştığı baskılara direnilmesi için çalıştık. Yargı üzerindeki baskı engellenebilirse biz de pek çok alanda mesafe kazanabiliriz diye düşündük.

– Kazanabildiniz mi peki?

Hayır. Bu yüzden de bizim için mücadele etmek dışında bir alan kalmadı. Bu mücadeleyi yapmaya çalıştık ve iki yıllık süreçte özellikle kanun hükmünde görünse bile hukuk hükmünde olmayan KHK’larla yapılan düzenlemelere en sert ve net tepkiyi İstanbul Barosu vermiştir.

‘32 YILLIK HUKUKÇUYUM…’

– OHAL kalktıktan sonra hukuki zeminde neler değişti?

Hiçbir şey değişmedi. İktidarın yargı üzerinde ciddi baskısı var. Öncelikle savunma hakkı kısıtlanıyor. 7145 sayılı yasa, OHAL’i kaldıran değil kalıcılaştıran yasadır. Anayasaya da aykırıdır. Bugün yargıya format atıldı. Bunu görmeden, baro başkanının ya da baroların yargıyı değiştirebileceği gibi bir hisse kapılmasını hayal olarak değerlendiriyorum. 32 yıllık hukukçuyum, hayatımda hiç bu kadar adil yargılanma konuştuğumu hatırlamıyorum.

– Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıyayız?

Yargı önce ‘taraf’ haline gelir. Taraflı yargı da adaleti tesis edemez. Yargı adaleti sağlamayacaksa amacı nedir? Önce Ankara’nın Türkiye’yi hukuk devleti yapmak gibi bir amacının olması gerekiyor. Bu amacı göremiyorsunuz.

‘REJİMİ DEĞİŞTİRDİLER’

– Hiç umut yok mu?

Benim umudumun kaynağında mücadele yatıyor. Yeniden adaysam mücadele geleneğini temsil etmek için burada bulunduğuma inanıyorum. Bazı arkadaşlar bakanlıkla görüşmeler yaparak, Meclis’te lobiler yaparak baskı unsuru olabileceklerini düşünüyorlar. Oysa baskı mücadeleden koparak, rica ile olmaz. Mücadele edenler sonunda mutlaka kazanır. Rejim değiştirmiş, yargıyı kuşatmış bir iktidarın avukatlar için bir şeyler yapabileceğini düşünmek naif bir algıdan ibarettir. Mücadeleyi yükseltmek zorundayız. Bizim seçmenimiz avukatlardır. Süreci doğru değerlendirir, ne yapmak istediğini bilir. Bu konuda benim bir kuşkum yok.

‘RİCA VE MİNNETLE BU İŞ OLMAZ’

– Mesleğin önündeki en büyük engel nedir size göre?

Ben mesleğimizin önündeki en büyük engelin hep Ankara olduğunu düşünürüm. Hukuk siyasettir, siyaset de hukuktur. Birbirinden bağımsız değildir. Bugün, okullarda Atatürk köşesi hâlâ varsa bu İstanbul Barosu’nun açtığı dava sayesinde olmuştur. Bu işlevimiz ortadan kalkarsa sorgulanırız. Mesleki duyarlılıklarımızı rica ve minnetle taşıyabilmemiz mümkün değil. İstanbul Barosu’nun böyle bir geleneği yoktur. Mücadele içinde bu işi götürmemiz gerekiyor. Saygınlığımızı gücümüzden alıyoruz.

MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Rejim değiştirmiş, yargıyı kuşatmış bir iktidarın avukatlar için bir şeyler yapabileceğini düşünmek naif bir algıdır. Mücadeleyi yükseltmek zorundayız” dedi.

MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ
İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Rejim değiştirmiş, yargıyı kuşatmış bir iktidarın avukatlar için bir şeyler yapabileceğini düşünmek naif bir algıdır. Mücadeleyi yükseltmek zorundayız” dedi.

‘SOZCÜ davası medyayı sindirme amacıyla açıldı’

– “Baro daha eylemsel olmalı” eleştirilerine ne diyorsunuz?

15 Temmuz gecesi, ‘nereden gelirse gelsin darbenin lanetleneceği’ konusunda açık tavır alan tek kuruluşuz. Yine “OHAL süreçlerinin sadece FETÖ ile mücadele adı altında değil, muhalefetin sindirilmesi açısından kullanılabileceği endişesini taşımaktayız” dedik. Bu eleştiriyi yapanların kaçırdıkları çok önemli bir ayrıntı var. Bu ülkede siyasal iktidarın, ülkeyi hukuk devleti yapmak ya da yargıyı bağımsız ve tarafsız kılmak gibi bir derdi yok. Tam tersine yargıyı kuşatma peşinde. Özellikle 16 Nisan referandumunun kabul edilmesinden sonra kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliğine dönüştü. Bu tablo avukatları sarstı. Bugün ülkede yurttaşların ancak yüzde 30’u yargıya güveniyor. İktidarın aldığı oyu düşünürseniz oy verenlerin bir bölümü bile yargıya güvenmiyor.

– SÖZCÜ davasının sonucuyla ilgili bir öngörünüz var mı?

Türkiye bir hukuk devleti olsa, yargısı bağımsız tarafsız olsa sizi temin ederim ki bu dava beraatla sonuçlanır. Türkiye bir hukuk devleti olabilmeyi becerebilseydi böyle bir dava açılmazdı bile. Dava açıldıktan sonra anlaşıldı ki bu sadece SÖZCÜ’ye açılan bir dava değil medyanın sindirilmesi için açılan bir davaydı.

15 TEMMUZ'DAN HİÇ DERS ALINMADI Durakoğlu, Hande Zeyrek'in sorularını yanıtladı. Durakoğlu, “15 Temmuz'dan hiç ders alınmadı. Çünkü 15 Temmuz'la ilgili bir tahlil yapmadılar” dedi.

15 TEMMUZ’DAN HİÇ DERS ALINMADI
Durakoğlu, Hande Zeyrek’in sorularını yanıtladı. Durakoğlu, “15 Temmuz’dan hiç ders alınmadı. Çünkü 15 Temmuz’la ilgili bir tahlil yapmadılar” dedi.

‘Parti görevlileri yargıç ve savcı olarak atandı’

– Avukatlık mesleğinde itibar sorunu sıkça gündeme geliyor…

Eğitim sisteminden tutun fakültelerin yetersizliğine kadar çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bir önlem alınması lazım. Mesleğe kabul sınav sisteminin getirilmesi gerek. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’deki kadar kolay avukatlık yok. Yargısı bağımsız ve tarafsız olmayan bir ülkede, yaptığınız şeyin adı tam olarak avukatlık değildir. Biz haz alarak avukatlık yapmak istiyorsak yargının bağımsızlığını temin etmek zorundayız. Bu bizim için bir temel mücadele alanıdır. Bunu yapabilmek için de bu mücadelenin içinde olmak zorundayım.

– Sistem değişirken görüşünüzü istediler mi?

Yeni bir yargı yapılanması ortaya konulurken herhangi bir şekilde iş birliği yapılmak istenmedi. Tersine ‘benden olsun da ne olursa olsun’ anlayışıyla hareket edildi. Parti görevlileri yargıç, savcı olarak atandı. Bakın hakim ve savcı olabilmek için yapılacak yazılı sınavdan 70 almak gerekiyordu. Bu zorunluluğu kaldırdılar. Benden isim istenirse veririm. 80- 87 alan avukatların hakimlik yapmakta hiçbir engelleri olmadığı halde göreve kabul edilmediklerini ama 54 alanın göreve kabul edildiğini biliyorum. İddia ediyorum. Mülakat dedikleri sistemi tamamen politize olmak anlamında kullandılar. Biz siyasal iktidarların bürokraside örgütlenmelerine tanık olduk. Ama yargıda bunu yapamazsınız. Böyle yürümez ve gitmez.

– 15 Temmuz’dan ders alınmadı mı?

Hayır, alınmadı. Çünkü 15 Temmuz’la ilgili bir tahlil yapmadılar. Kendi şeyhini mehdi zanneden sadece FETÖ değildir. Başkaları da aynı şekilde davranıyorlar. Cemaatler üzerinden bürokratik örgütlenme gerçekleştirmeye çalışan bir siyasal anlayışın hukuk devleti oluşturması mümkün değildir.

– İşbirliği talebiniz olmuş muydu?

Tabii ki. Onlardan da talep gelebileceğini düşündük. Ama tam tersi oldu. Çok ilginçtir, FETÖ’nün uygulamaları olarak ortaya çıkan pek çok yöntem başka isimler altında aynı şekilde sergilenmeye devam edildi. Bir elden diğerine geçen ama aynı yöntemlerle devam ettirilen bir süreç yaşanıyor.

._sms-container { display: block; width: 100%; background-color: #DBDBDB; border-radius: 10px; display: flex; padding: 4px; align-items: center; margin: 30px 0; } ._sms-container p { font-family: -apple-system, BlinkMacSystemFont, “Segoe UI”, Roboto, Oxygen-Sans, Ubuntu, Cantarell, “Helvetica Neue”, sans-serif; font-size: 17px; font-weight: bold; padding: 0 30px 0 0; } ._sms-container img { width: initial !important; margin: 0 20px; height: 22px; } ._sms-container img.sms_transparent { height: 1px; width: 1px; }

Merakla beklenen Yılmaz Özdil’in son kitabı “Mustafa Kemal” Plus abonelerine hediye.

Yorum yok Yargıya format atıldı